5 Aralık 2009 Cumartesi

Çakma oyuncu...

Oysa ne kadar da şanslı hissetmiştim kendimi konservatuvar sınavlarını kazandığımda. Sekiz yüz kişi arasından seçilerek herşeye başlangıç yaptığımda,ne kadar da rüya dolu bir başlangıca adım attığımı,azimle çalışırken,kabaca çıkarttığım roller üzerine düşündürürken beni hocalarım,ne kadar da zorlanmıştım. Bir karakter yaratmanın ne kadar sancıları olduğunu garip psikolojik süreçleri ile tanırken, oynayacağım rolle ne kadar da yakınlaşıp onun içinde kaybolmalarımı ne kadar da ciddiye almıştım. Bugün işsiz geçirdiğim altıncı ayın içinde,evimde oturup düşünürken tüm bunları ,ne kadar da özenle geçirdiğim öğrencilik yıllarıma şimdi hafif bir ironi ile yaklaşıyordum. Herkesin kolayca bu mesleği sahiplenmesine şaşıp bakıyordum.
Tanıştığım her insanın neredeyse yüzde yetmişinin ben de oyuncuyum demesine artık şaşmıyordum. Güzel bir yüzü olan,tanıdık yönetmen ya da yapımcı flörtleri olan kadınların umarsızca,ben de oyuncuyum demesine alışmıştım artık. Ağzımı açıp dilimin ucuna bile almıyordum oyunculuk sanatını. Ne?Sanat mı? İri ve yuvarlak kalçaların,tek bir tornadan çıkmış gibi olan düz,fönlü,çeşit çeşit boyalı kadınların nasıl da gururlanarak kendilerini meslektaş saymalarına içerlemiyordum artık. Elimi oynatsam oyuncuya çarpıyordum bu memlekette.
Meğerse boşuna okumuşum düşüncesini bana işleyen tüm çakma oyunculara karşı direncimi kaybetmiş durumdaydım.
Tiyatro Sanatı ile para kazanmanın mümkün olmayacağını bana her defasında öğreten bu muhterem şahıslar içinde,kendimi yersiz yurtsuz,terk edilmiş bir aktirist olarak görmeye başlamıştım bile. Bağışıklık sistemin gün geçtikçe bu konuda zayıflıyordu.
Şaşmak,şaşa kalıp bakmak tüm oyuncuyum diyen muhterem ve muhteşem yetenekli bireylere,bu sanatı nasıl da kalçalarında,yapılı kalkık burunlarında ve egolarında nasılda şişirip övündüklerine bakmak,baka kalmakla geçti altı kocaman ayım.
Bugün karar verdim oyuncuyum dememeye,henüz bir dizi de on altıncı sırada bile bir rol alamamanın oyunculuk yetersizliği ile eşleştirildiğim oyuncular tarafından,haddimi bilip susup oturmayı tercih ettim.
Oysa ne kadar da heyecanlanmıştım konservatuvara başladığım ilk gün,safça,tüm iyi niyet ve çabalarımla,usta hocalarımdan aldığım eğitimle yetişmeye ve bu alanda kendimi geliştirmek için nasıl da emekler harcadığıma bakıyordum,alaylı bir dil ve zihinle...
Ayşegül iş arıyor belki de yeni bir meslek arıyor kendine,kimsenin cesaret edip söyleyemeyeceği bir mesleği aramaya karar verdi bu gece...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Zaman biraz dur,inmek,soluklanmak istiyorum...


Aşktan sarhoş oldu kafam...

Ayşegül ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu,tam beş yıldır tanığı,bedeninin neredeyse cm karesine kadar bildiği bu adamın nesine aşık oluyordu ki,her gördüğü seferde daha başka bir aşk ile sevmek?Yoksa sevgi değil mi bu?

Saplantım mı acaba dedi ve güldü Ayşegül.Her ne haltsa işte ondan istiyor canım,onunla yaşamak bir zaman dilimini,içinde onunla kaybolmak,terk etmek herşeyi,unutmak istiyor canım. Ama malum insanın her şimdi dediği zaman hemen gerçekleşmeyebiliyor. Bazen sabır ve emek istiyor,karşılıklı parlatılacak bir erdem ve sabır.

Bekliyor yolları anlayış ve amaç,kavuşacağını bilmenin verdiği huzurun içinde derin ferah odaların kapılarını açıyor Ayşegül...
Sevginin ve adaletin kılıçlarına saplanıyor,hep baş ucunda duran kılıçlar ona farkında olmadığı sabır ve gücün enerjisini veriyorlardı.

19 Kasım 2009 Perşembe

Bugün sabah...


Aşk kadının belası,erkeğin apış arasıdır derdi babaannem,sakın aşık falan olma Ayşegül,sen kaldıramazsın,yıpranırsın,için acır,kalbini sızlatır. Gerek yok,ben dedene aşık falan değildim ama sevdim ve saygı duydum çocuklarımın babası,benim de zaman zaman atam,dedem oldu.Başını omzuna dayadığım dağ oldu,aşkta yapamazsın bunları,aşk acıdır nedenini bilmediğin bir sızıntıdır.Senden başka kimse tamir edemez,musluklarının cıvataları oynadımı,gevşedimi bir kere,kimse senden başka sıkıştıramaz derdi babaannem...
Gevşeyen cıvataları sıkıştırma zamanı bugün dedi Ayşegül.Sabahın köründe,kargalar bile kahvaltısını etmeden uyandı,yüzüne soğuk sularla yıkadı,biraz daha dayanmak için güç istedi evrenden.Aynada baktığı kendine,bir kaç nasihat etti Ayşegül bugün...
Sen misin bir tek bunalan,sen misin bir tek yaralar alan bu yaşamda dedi.İçini hiç öfke ve kin tutmamıştı oysa ki,kızgınlıkta yoktu belki ama nedenini bile bilmediği bir ağrı vardı kalbinde.Sadece yalnız hissediyordu kendini Ayşegül,kalabalıkta bile yalnız.Bu koca şehirin sokaklarında dolaşırken,onu alıp götüren vapurun direğine tırmandı zihninde.Koy vermek istemişti herşeyleri,sorumlulukları taşımak ağır gelmişti.Öyle ya,o bir masal kahramanıydı,nasıl yaşayabilirdi ki gerçeklerin ortasında.Biri gelip onu masalına koymalıydı,mesela Ayşegül tatilde ya da Ayşegül bale yapıyor sayfasına...
Oysa ki Ayşegül ne kadar da mutluydu masal kitaplarında...

Bugün sabah tekrar ayağa kalktı Ayşegül,önüne geçen engellere,ona verilen bu sınavda nasıl geçer not alması gerektiğine baktı bir kez daha...
Fazla duygusal olmanın ona kaybettirdiklerine baktı bir kez daha ve yemin etti bir daha vicdanlı olmayacağına,etrafında sürekli yalanlarla yaşayanlara baktı,onların dünyasında ki kocaman,sevgisiz yalanlara baktı.Herşeyi para sananların garip telaşlarına baktı.Ölüme baktı bu sabah,ölümün soğuk yüzüne baktı aynada,kanayan kalbine bir kez daha pansuman yaptı Ayşegül bu sabah...

13 Kasım 2009 Cuma


Bir tuğla kurtulur kuleden, ayna çatlar.

İrin rengi bir ay yuvarlanır damlarda,

Şimşeklerle aydınlanan camlarda

Uzamış yüzler belirir: Sen, hepsi de sen!

OKTAY RIFAT...






Bugün canı acıyor Ayşegül'ün.Nedensiz değil elbette ama kimselere anlatamaz ki içindekileri.
Koşa koşa geldiği evin 60 metrekarelik alanında bir hesaplaşma başlıyor yine.İçten içe kendine kızgın bir kadın,üzerindekilerinin yükünü atmaya çalışıyor birilerinin yaşamlarına.
Ellerinde sım sıkı tuttuğu arzular,inatlaşan zamanla olan dövüşler,yaralar ve bereler işte bugün...
Kafasının içinden geçenlere bir bir selam verip yerini alıyor salonun tam ortalık yerinde.Elinde bir bardak çay,tutuşturuyor aklına zihnindekileri ve ağlamaklı küçük bir kız çocuğu gibi donup bakıyor aynada ki kadına.
Karanlık içinden gelen bir haber gibi,içini kemiriyor gecenin karanlığı.Nerde olduğunu ve zamanı kaybetmeye gönüllü bir misafir olarak bakıyor bu gece kendine Ayşegül...
Ayşegül gezmede bu gece,aklının içindekilere kaçmaca bu gece,günlük,sıradan işlerden çıkıp,yukarılara doğru bakmaya hazırlanıyor Ayşegül.
Kaosla gerçek arasında ki garip sessizlik ve ben diyor yalnız kalan yüreğim.Donmuş suratlarınıza bakıp,anlatmaya çalışıyor aynı dildenmışcasına ama olmuyor.